

Kitaplar

“Ahlak ve ahlaksızlığı kurallar belirler. Yaptığım işi ahlaksızca bulan bir sürü insan olduğunu biliyorum. Ama onların kurallarıyla benimki farklı. Ben insanların hayatlarından biraz daha fazla zevk almaları için çalışıyorum. Bu benim mesleğim. Diğer meslekler gibi bir meslek. Bunu insanlara sunmaktan çekinmiyorum. Alıcısı olduğunu bildiğim bir malı neden ahlaksızlık etiketini vurup yapmaktan çekineyim ki? Belki de yaptığım sadece başkalarının etiketlerinin üzerine kendiminkini yapıştırıp onların ahlaksızlıklarını sahiplenmek.
Fantezisini yaşayan birey kendisini ister istemez mutlu ve suçlu hisseder. Çünkü gerçek dediğimiz dünyada birçok şeyin kapısını fanteziler aralar bize. Porno da bu kapılardan yalnızca biridir. Seks söz konusu olunca insanlar farklı davranışlar sergileyebilir. Bu aslında şaşırtıcı olsa da partnerini tanımak için bulunmaz bir nimettir.
Suçluluk yasak olan bir şeyin yaşanmak istemesinden, mutluluksa o çok istediğinin yaşanmış olmasından gelir. Burada özel olarak pornodan bahsediyorum. Fantezilerin, insanoğlunun hayatına kattığı renklerin gereksinim olduğu, bunun kadın ve erkeğin cinsel anlamda kendisini daha özgür hissetmesini sağladığı bir gerçek.”
Anahtar Deliği
Romandan bir bölüm:
Yemek sonrası beni bir kulübe davet etti. Kulüp, kentinin Peşti tarafındaydı. Elizabeth Köprüsü’nden geçip Opera binasının yakınında bir ara sokağa girdik. Kapıda arabayı görevliye teslim ettikten sonra sadeliğiyle dikkat çeken başka bir kapıya yöneldik. Kapıda koruma olarak iriyarı iki bodyguard duruyordu. Boris’i tanıyorlardı. Kapıyı açtıklarında Boris yine nezaketini gösterip teşekkür etti. Buralarda pek fazla rastlanılan bir davranış değildi bu. Boris her koşulda karşısındakine insan olarak değer verdiğini göstermenin bir yolunu buluyordu. İçeri girince buranın daha çok bir Penthouse’u olduğunu anladım.
House müzik çalıyordu. Yerden ışıklandırılmış bir pist ve pistin tam ortasında yerden bir metre yüksekliğindeki sahne üzerinde on sekiz yaşlarında iki kız kendilerinden geçmiş trans durumunda dans ediyorlardı. Üzerlerinde sadece beyaz g-string vardı. Buranın canlı et pazarının merkezi olduğunu anlamam pek uzun sürmedi. Boris ise kız arkadaşını karşılamak için giriş kapısına gitmişti.
Kadın cinselliğinin havada uçuştuğu bu yerde, erkeklerin avcı mı yoksa avlanan mı olduğunu söylemek kolay değildi. Kızlar şık gece kıyafetlerinin içinde, markaların büyüklüğü ile orantılı olarak daha çekici duruyorlardı. Çalan müzik, ortamı sıcak tutmaya devam ederken, etrafımdakileri seyretmeye devam ettim. Burada bulunan herkesin buluştuğu ortak nokta, seksti. Başka bir neden olamazdı.
Aşkın Sınır Noktası

Sadece an’da yaşanabilir mi?
Kenetlenmiş iki kalp, hayatı örten ve üşüten zamanın soğuk kabuğunu kırıp parçalayabilir mi? Kentli yalnızlıklarını beklenmedik bir yöntemle yadsıyan ve yabancılaşmışlığın buzla örtülü katmanları altında uç veren yepyeni bir hayatın sahipleri… kanıksamayı ve uyuşmayı bir tür öfkeyle reddeden bir suç manifestosu.
Yeni bir hayat mümkün olabilir mi?
Ertuğrul Odabaşı bu sorunun yanıtını kendine özgü yöntemle veriyor…
Tehlikeli bir kitap!
Romandan bir bölüm:
Howard'ın Hayali
İçerideki insanlara sesimi duyurmaya çalışıyor ama bunu bir türlü başaramıyordum. Ağzıma sokulmuş bez parçası yüzünden ses yerine, kurbanlık çaresiz bir boğanın kesilen boğazından çıkan ses gibi bir böğürtü çıkıyordu. Birçok denemeden sonra canımın acısını dindirmek için umutsuzca susmayı ve çaresizce beklemeyi tercih ettim.
İçeriden gelen müzik sesi, insanların eğlenen seslerine karışıyordu, içeride bir parti olduğu belliydi. Bir an için, “acaba kurtulabilecek miyim?” diye umut içinde düşündüm. Belki sarhoş birisi yanlışlıkla kapıyı açar ve beni kurtarabilirdi. Belki de Tanrım son bir şans verecekti, “Tanrım bana yardım et, bana bir tek sen yardım edebilirsin!” dedim boğuk bir sesle.
Din benim için bir organizasyon anlamına geliyordu ve hiçbir zaman bu organizasyonun içinde olmamıştım. Onlu yaşlarımda aile zorlamasıyla, bağlı olduğumuz kiliseye gitmiştim o kadar, oysa şimdi o organizasyonun en tepesindekine, "Tanrım ölmeme izin verme! Sana yalvarıyorum, yaşamama izin ver!" diye içtenlikle ve hayatta yaptığım hatalardan ders almışçasına yalvarıyordum.
Ağzıma sokulmuş bez parçası çenemin tam olarak açılmasına, canımın yanmasına neden oluyor, nefes almamı giderek zorlaştırıyordu. Müzik sesine karışan insan seslerine ulaşmak için hayvan sesine benzer tuhaf bir ses çıkartıyordum. Bulunduğum karanlık odanın içine, kapının altından ışık sızıyordu. Bazen oradan geçen insanların gölgelerini gördüğümde tekrar onlara sesimi duyurmaya çalışıyordum. Yine de beni duymuyorlardı. Tekrar susmayı ve beklemeyi tercih ettim.
Günlerden beri açtım. Yemek vermiyorlardı. Sadece su veriyorlardı, mükâfat sularından. Son suyumu henüz içmemiştim. Son su, son soruyla gelecekti.
Bütün vücudum iple ve koli bantıyla sıkıca sandalyeye bağlanmıştı, tıpkı bir yılanın avını sıkıca sarıp nefessiz bırakması gibi çaresizdim. Karanlık odada kurtulacağım son günümün nasıl biteceğini bekliyordum. Yarın bütün bu işkencenin biteceğine inandırmışlardı beni. Korkuyordum, korkmakta da haklıydım. Hiç bilmediği bir yerde, hiç tanımadığı insanların esiriydim. Belki de bu yaşadığı korku dolu anlar hayatımın yeni bir sayfası olacaktı, bu sayfaları kendi yazacağım korku dolu duygularla dolduracaktım.
Birkaç saattir duyduğum yabancı seslerin sahiplerine ulaşmaya çalışmaktan vazgeçmiştim. Biliyordum ki o insanlar benden habersiz eğlenmişlerdi, şimdi de gidiyorlardı. Sadece Tanrıma sesimi duyurabildiğimi biliyordum. “Tanrım bana yardım et, bana bir tek sen yardım edersin!” Gözlerimi kapıya diktim onların içeri girmesini bekledim. İçimden Tanrıma dua etmeye devam ederken duyduğum son birkaç yabancı sesi de artık duyamaz olmuştum.
Kapı kilidi açıldı ve yine içeri girdiler.